Hüseyin Ertaş: Babam bu dünyadan borçsuz hatta alacaklı gitti!

Neşet Ertaş’ın oğlu Hüseyin Ertaş "Geleneğin İçinde Neşet Ertaş, Kültür ve Sanatı" adı panelde yaptığı konuşmada babası Neşet Ertaş ile ilgili neredeyse tüm külliyatı dinleyicilerle paylaştı.
Bu haber 2019-10-05 09:42:54 eklenmiş ve 9738 kez görüntülenmiştir.

Büyük Usta Neşet Ertaş’ın oğlu Hüseyin Ertaş 25 Eylül 2019 Çarşamba günü Neşet Ertaş Kültür Merkezi'nde yapılan "Geleneğin İçinde Neşet Ertaş, Kültür ve Sanatı" adı panelde yaptığı konuşmada babası Neşet Ertaş ile ilgili neredeyse tüm külliyatı dinleyicilerle paylaştı. Hüseyin Ertaş, her satırı derin bir felsefe barındıran ve özenle hazırlanmış olan metninde şunları ifade etti:

            "Neşet Ertaş’ın ailesi olarak olabildiği kadar göz önüne çıkmamaya çalışıyoruz .Bu hep böyle olmuştur. Çocukluğumuzdan beri babamızın adına zarar vermemek adına ve gözler hep üzerimizde olduğu için her zaman adımlarımıza dikkat ettik. Ayrıca hiçbir zaman babamızın ismi üzerinden çıkar sağlamadık, ona layık evlatlar olmaya çalıştık.

            Babamız vefat ettikten sonra da 'belki ağzımızdan yanlış bir söz çıkar da babamızın hatırasına zarar verir miyiz?' diyerek olabildiği kadar göz önüne çıkmamaya çalışıyoruz. Çünkü onun eserleri bizim değildir ve o zaten halkına mal olmuştur. Onun sahibi halkımızdır, sevenleridir.

            Acısı hala o günkü gibi taze, unutmak mümkün değil. Mesela benim babamı yeniden dinleyebilmem 5 sene sürdü, sazı yeniden elime almam 7 sene sürdü, daha geçenlerde çocuklarıma ve yeğenime öğretmek için elime almam gerekiyordu.

            Babam dünya görüşünü nasıl dedemden alıyorsa ben de babamdan aldım, ondan etkilendim. Babam bana, 'eserlerimle, türkülerimle, telif işleriyle sen ilgileneceksin, beni sen temsil edeceksin' diye vasiyet etmiştir. Ben de geri planda durarak mecbur kalmadıkça fazla göz önüne çıkmayarak her şeyin onun çizgisi doğrultusunda ilerlemesini sağlamak ve en doğru şekilde yeni kuşaklara aktarılması için uğraş veriyorum."

            Düşüncesizce tek kelime etmezdi ve ağzından çıkacak her lafı iyice tartardı. Boş lafı sevmezdi, boş lafa 'kafadan atma laf' derdi. Eşitliğe inanırdı. Bu onun için çok önemliydi. 'Hepimiz eşitiz, kimse kimseden üstün, kimse kimseden aşağı, kimse kimsenin malı değil' derdi. Kadınlara çok değer verirdi. 'Gönüle zincir vurulamaz, gönül kimi severse güzel odur, analarımız insandır, biz erkekler olarak insan oğluyuz' derdi.

            Kadınların çektiği çileleri çok iyi bilirdi. 'Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez, rızasız bahçenin gülü derilmez'; günümüzde kadına ve güçsüze karşı şiddetin altında herhalde bu sözleri özümseyememiş olmak yatıyor diye düşünüyorum. Hep ezildiği için her zaman ezilenden, güçsüzden yana oldu.

            Babam hiçbir zaman 'biz şuyuz, biz buyuz' demedi. Mesela hiçbir zaman 'Biz Abdalız' demedi, 'Bize Abdallar derler oğlum' derdi. 'Ayıran kendini ayırır' derdi, ayrımcılığı sevmezdi. İyiliği, güzelliği hep karşısındaki insana yakıştırırdı. Nasıl bakarsan öyle görürsün derdi. İltifat aldığı zaman mahcup olurdu lafı hemen değiştirirdi. Gençlere çok kıymet verirdi. Gençlerin konserlerine geldiğini, türkülerini, eserlerini can kulağıyla dinlediklerini anlatırken gözlerinin içi gülerdi.  

            Neşet Ertaş’ın eserlerinin çalınıp söylenmesinden mutluluk duyardı. Ancak bunun özünün bozulmadan yapılmasını isterdi. Taklit edilmekten hiç hoşlanmadım. Taklit aslını yaşatmaz, öldürür. Onca emek verip ürettiği eserlerin kendisini bire bir taklit edip, hal ve hareketlerine kadar kopya eden onun eserini izin bile almaya gerek görmeden çalan kişiler babamdan daha çok itibar gördüler ve kazandılar. Beyaz suratlı oldukları için herhalde. Kendisine yakıştırdığı 'Kara Suratlı' lafı yine ince bir sitemle buradan çıkmıştır.

            Aslında bu insanlara acırdı, üzülürdü de biraz. 'Taklit kendinden vazgeçmektir, başkasının tüyü ile süslenirseniz, bir rüzgar eser ve o tüyleri alır götürür; öylece ortada kalırsınız' derdi. 'Gölgeye girenin gölgesi olmaz' lafı pek anlaşılmasa da o anlama gelir. Türkülerinin sözlerini değiştirenlerden, müziğini çalamayıp basitleştirenlerden, kendi adını yazdıranlardan çok çekti, bunlara üzülürdü. 'Kendinden utanmayan, dünyada hiç kimseden utanmaz' derdi babam. Kin tutmazdı, insanların kendi kendine yanlışlarının farkına varmalarını, düzeltmelerini beklerdi, ama boşuna bekledi.

            Rahmetli babamın sanat dünyasındaki tek sahici dostu Rahmetli Âşık Mahsuni idi. Birbirlerini çok severleri. 'Gara gardaşım' derdi babama Mahsuni Baba. Bu durumun iyi olan tarafı; babam da öyle görürdü. Bu kadar kadir bilinmezlik içinde yine de kıymeti bilinse, bilinmese de en azından yarım asrı aşkın bir süreden beri bir sürü insan onun eserlerinden evlerine ekmek götürüyordu. Bundan yine de mutluluk duyardı.

            Türkiye’den gitmesi efendim öyle sağlık problemlerinden falan kaynaklanmadı. Kimseyi kırmamak için böyle söylerdi, memleketimizde doktor yok muydu? Bir bahane olarak kullandı bu durumu.

            Kıymet verilmediği için, çalışmayıp, ekmek bulamadığı için çaresizce gitmek zorunda kaldı memleketinden. Almanya günlerinde televizyonda her türküsü çalındığında sessizce beklerdi. Sonunda bir selam gelecek mi, kendisinden bahsedilecek mi diye. Bazen hiç bahsedilmezdi bazen anonim türkü denirdi, bazen Kırşehir yöresinden denirdi. Rahmetli Neşet Ertaş denirdi bazen, ismi yanlış söylenirdi; Neşat Ertaş, Reşat Ertaş denirdi devletin televizyonunda. En ağırı da bazılarının 'nasıl olsa sahibi ölmüştür' diyerek 'benim eserim diyerek' sahiplenmeleri.

            Devletten hiç bir zaman yardım ve maaş almadı, halkın sanatçıydı. Almanya’da da hakkı olduğu halde devletten yine destek almadı" açıklamalarında bulunarak Usta Ozanın yaşadığı zorlu süreci gözler önüne serdi.

            Gücü yettiği kadar kendi suyunu bile kendisi içti. Kimseden yardım istemedi. Ayağını yorganına göre uzatırdı, kredi kartı kullanmayı bilmezdi. Bu dünyadan borçsuz hatta alacaklı gitti.

            Son dönemlerinde arkadaşlarının gayretleriyle biraz telif aldı. Böyle bir beklentisi yoktu, hatta böyle bir hakkı olduğunu bile düşünemiyorum. Neyi var neyi yoksa her zaman dağıtırdı, 'insana lazım olan iki sokum ekmek ve yatacak bir yer, fazlası haramdır' derdi. İnsanlar ona bir şekilde ulaşıp yardım isterdi. 'Fakirlerim' dediği bu insanlara kimseye duyurmadan, reklam yapmadan yardım ederdi.Telif aldıktan sonra daha fazla yardım ederdi ve bundan çok mutluluk duyardı. Yalanı, yalancıyı sevmezdi. Babamla ilgili bir sürü hurafeler, ailemizle ilgili yalan yanlış haberler. Bunların hangisiyle uğraşacağımı şaşırmış durumdaydı. Önceleri gülüp geçtiğim bu yalan haberler zaman geçtikçe katlanarak karşımıza çıkıyor. Halbuki yaşarken çekilen belgesel ve söyleşiler birçok sorunun cevabı bizzat kendisi tarafından veriliyor. Demek ki bu haberler kendisini tanımayan ve sevmeyen kişiler tarafından yapılıyor. Kaynak kişilerin hayatı da bizzat kendileri tarafından dinlenilmelidir. Bu babamın bana ettiği nasihatlerden birisidir. İlim ve bilim onun için kıymetli şeylerdi. Kendisi okuyamadığı için okuyan insanlara gıpta ederdi" açıklamalarında bulundu.

            Zevk için avlanmaya, zevk için hayvan öldürmeye, şiddete ve silaha karşıydı. Bu durumu 'Benim yurdum' türküsünde de dile getirmiştir. 'Türkünün havası yani müziği önemlidir, müzik sözü dinletir' derdi babam. Bunca emeklerle üretilen bu eserlerin ne müziğinde bir oynama ne de sözlerinde bir değişiklik yapılmamalıdır. Hele de sahipleri vefat etmişse bu onların hatırasını incitir. Maalesef bunlar yapılıyor devletin televizyonunda bile.

            Türkülerin aslını korumak için mücadele veriyorum diyenler babama ait türkünün son dörtlüğünü değiştirerek hiç çekinmeden kayda alınması için bizden izin istiyor. 'Gönül Dağı' ile ilgili; 'Bir tenhada can cananı bulunca' denince insanın aklına bir sürü şey geliyor demiş bir büyüğümüz. Keşke zahmet edip bir sonraki mısrayı da dinleseydi; 'Sinemi yaralar dil gizli gizli' sözlerinden müstehcenlik çıkarıldığı için üzülür, utanırdı belki de! Şöyle bir düşünmek lazım; sevmek, sevilmek, sevişmek kötü şeyler midir? Hepimiz bir sevginin meyvesi değil miyiz, gökten zembille mi indik?" sözleri salondan büyük alkış aldı.

            İnsanların cebindeki son "Cuğara" parasını almak istemediği için paralı, biletli konserler vermek istemezdi. Şimdi izin alınmadan, haber verilmeden, adına kitaplar yazılıyor, satılıyor. İzinsiz adına belgeseller yapılıp, bilet satılarak sinemalarda gösteriliyor.

            Zamanında kendisine bir rakı reklamı teklifi gelmişti, kabul etmedi. İçmesi ayrı, reklamını yapmak ayrı. Şimdi kaçak olarak rakı bardaklarına resmi basılıp, sözleri yazılıp satılıyor. Adına vakıf kurmaya çalışanlar, film çevirmek isteyenler, 'Ben Neşet Ertaş' ödülü aldım diyerek ortada dolaşanlar. Neşet Ertaş kimseye ödül vermedi efendim. Jürili yarışma programlarını sevmezdi. Sanatta insanların birbiri ile yarıştırılmasından hoşlanmazdı. Adına ödül verilmesine karşıydı.

            Yaşarken kendisini üzmüş, kırmış hatta babamla hiç görüşmemiş, hiç alakası ilgisi olmaya insanlar ölüm yıldönümlerinde televizyonlarda, belgesellerde bilir kişi olarak, Neşet Ertaş otoritesi olarak boy gösteriyorlar. Yine bazıları anma programlarında sahne alıp yalan yanlış hikayeler anlatarak, babamın türkülerini söyleyerek gelir elde ediyorlar. Bu durum da bizi üzüyor.

            Her kim Neşet Ertaş ismini kullanarak menfaat sağlamaya çalışıyorsa biliniz ki Neşet Ertaş ve onun felsefesiyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Biliniz ki kandırılıyorsunuz. 'Veliaht' soruları sorulurdu bazen… Üzerdi böyle sorular, 'Ben daha ölmedim ki' diyemedi. Ayrıca veliaht krallıklarda olur. Sanatta böyle bir şey olamaz efendim. Bu her iki kişiye de hakarettir. Kimse kimsenin yerine geçemez. Yani başkasının eserlerini çalıp, söyleyip onun veliahtı olamazsın. Bu kendi içerisinde bir çelişkidir. Bu; kaynak kişi ile icracı arasındaki farkın bilinmemesinden kaynaklanır. İcracılar hazıra konar, ama ne yazık ki kaynak kişilerden daha fazla itibar görürler" diyerek sanat dünyasına sitem etti.

            "Ah içimde çok şey var ya ah anlaşılan" derdi babam ama anlaşılmak için biraz da anlatmak gerekiyor. Babamın dünya görüşünü, fikirlerini paylaşıp, yaşadığımız bazı zorlukların, çelişkilerin vehametini bir nebze anlatmaya çalıştım. O yüzden belki biraz tekrara düştüm. Biraz da sitemli bir konuşma oldu, affınıza sığınıyorum."

ETİKETLER : Neşet Ertaş Kültür Sanat Festivali Kırşehir Kırşehir Belediyesi Hüseyin Ertaş Ercan Kesal
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer KÜLTÜR - SANAT haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket

Kırşehir Express Gazetesi
© Copyright 2013 Kırşehir Express Gazetesi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Şiddet
Asayiş Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol
Kırşehirspor
SİYASET
Siyasi Açıklamalar
MHP Haberleri
CHP Haberleri
AKP Haberleri
EĞİTİM
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
Eğitim Haberleri
Milli Eğitim
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi